Lohusalık Dönemi

Lohusalık dönemi bebek doğduktan sonra plasentanın çıkmasıyla başlar. Bu dönemin yaklaşık 6 hafta devam ettiği kabul edilir. Bu da yaklaşık olarak 40 güne tekabül eder. Halk  arasında kırkı çıkma olayı buradan gelmektedir. Altı haftalık süre içerisinde tüm gebelik dönemi boyunca ortaya çıkan değişikliklerin önemli bir kısmı geri döner. Bazı anatomik değişiklikler ise kalıcıdır.
 
Kalıcı Olamayan Değişiklikler:

1-Hormonal Değişiklikler:
Gebeliğin başlamasıyla birlikte kadın vücudunda önceden var olmayan, gebeliğe özgü çok sayıda hormon üretilir.Bazıları ise zaten vardır ve seviyeleri artar.Tüm bu hormonlar anne adayının gebeliğe uyum sağlaması, bebeğin gelişmesi ve  zamanı geldiğinde doğum eyleminin başlaması açısından son derece önemlidirler.
Gebeliğe özel hormonlar kısa sürede kaybolur.Seviyesi değişen hormonlar bir kaç hafta içinde normale döner.
Süt üretimini sağlayan prolaktin hormonu bebek emdikçe seviyesini korumaya devam eder. Oksitosin adı verilen ve bir yandan rahmin kasılması ve toparlanmasını, öte yandan üretilen sütün kanallar içinde ilerlemesini sağlayan hormon da bebek emdikçe salgılanmaya devam eder.

2-Fizyolojik Değişiklikler:
Gebelik döneminde vücutta önemli derecede sıvı artışı olur. Bu artışa bağlı olarak kan hacmi artar ve dokular arasında biriken sıvı özellikle ayaklarda fizyolojik ödem (şişme) oluşumuna neden olur. Gebelik döneminde vücutta biriken fazla miktardaki sıvı, doğum sonrasında idrar ve terleme yoluyla geri verilecektir. Bu nedenle özellikle lohusalık döneminde sık idrara çıkma ve aşırı terleme olabilir. Terlemenin diğer bir nedeni de lohusalık döneminde metabolizmanın artmış olmasıdır.

3-Solunum ve Dolaşım sistemi Değişiklikleri:
Gebelikte dakika solunum sayısı ve dakika kalp atım sayısı artar. Lohusalık döneminde bu değişiklikler kısa zamanda geri dönerler. Bazı lohusalarda dakika kalp atım sayısı geçici olarak gebelik öncesi değerlerden daha düşük olabilir.
Gebeliğin ilerlemesiyle büyüyen rahim diyaframa ve akciğerlere bası yapar bu da nefes darlığı hissine neden olur.Bebek doğduktan sonra bu durum kendiliğinden düzelir.

Gebelik döneminde dolaşım sisteminde önemli değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişikliklere bağlı olarak gebelikte tansiyon değerleri düşme eğilimi gösterir.Rahmin artan yüküne bağlı olarak,ana toplar damarlara bası yapması sonucunda,alt bölgede ödem,varis ve hemoroit görülebilir.

Gebelik döneminde dolaşım sisteminin mekanik basıya bağlı olarak yavaşlamasıyla ortaya çıkan bu değişikliklerin hemen tümü, bebek doğduktan ve baskı ortadan kalktıktan sonra kaybolur. Bu nedenle gebelik döneminde varis ve hemoroit, çok şiddetli belirti vermediği sürece cerrahi tedavi edilmemeli ve mümkün olan her durumda doğum sonrası beklenmelidir. Her iki durum da lohusalık döneminde giderek hafifler.

4-İdrar yollarında ortaya çıkan değişiklikler:
Gebelik döneminde idrar yollarında da önemli değişiklikler ortaya çıkar. Bunların çoğu anne adayı tarafından fark edilmez. Ancak rahmin mesaneye yaptığı mekanik bası, özellikle birinci ve üçüncü trimesterde mesane kapasitesinin azalmasına neden olur. Buna bağlı olarak az miktarda idrar bile "idrar yapma ihtiyacı" uyandırır.
Bebek doğduktan sonra mesanedeki bu bası kısa zamanda ortadan kalkar. Aniden kapasite gebelik öncesi döneme ulaştığından mesane işlevleri lohusalıkta belli bir süre azalır.

  • Geçici "idrar yapamama"
  • İdrar kaçırma şikayetleri görülebilir.

Her ne kadar idrar yapımı ve boşaltımı artmış olsa da mesane tam olarak boşalmakta zorlandığından mesane içinde "artık idrar" kalmaktadır. Bu durum bakterilerin çoğalmasına ve kolaylıkla idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir.

5-Cilt değişiklikleri:
Gebelik lekelerin önemli bir kısmı lohusalık döneminde tümüyle kaybolur.Perine bölgesindeki renk koyuluğu ve çatlaklar ise kalıcıdır. Özellikle çok doğum yapmış anne adaylarında karın cildi doğumdan sonra gevşek kalır.Bu gevşeklik, karın kaslarını çalıştıran çeşitli egzersizlerle kısmen geriye döndürülebilir.Bu dönemde görülen saç dökülmesi de kalıcı değildir.

6-Vücut ısısı değişiklikleri:
Lohusalığın ilk gününde vücut ısısının artması normal kabul edilebilir ama vücut ısısı ısrarcı bir şekilde 38 derece ve üzerinde seyrediyorsa,bu bir enfeksiyon belirtisidir.

7-Ruhsal değişiklikler:
Gebelik döneminde ortaya çıkan ruhsal değişiklikler lohusalıkta daha belirgin hale gelebilir. Çoğu anne bu değişiklikleri kısa sürede atlatırken, ileri durumlarda annede doğum sonrası depresyonu adını alan ve tedavi gerektiren durum ortaya çıkabilir
Lohusalık dönemi, annelerin depresyon açısından en fazla risk altında oldukları dönemdir. Bu dönemde psikolojik açıdan ciddi ve uzun süreli problemler meydana gelebilir. Lohusalık depresyonu tüm lohusaların yaklaşık % 10-15 inde görülmektedir. Daha ağır durumlarda lohusalık psikozundan bahsedilir. Lohusalık depresyon belirtilerinde uyanık olmak gerekir

  • Bezgin ve bitkin bir ruh hali
  • İlgi kaybı
  • Kötü anne olduğu düşüncesi
  • Önceden hoşlanılan şeylerden zevk alamama
  • Çok uyuma arzusu ya da uykusuzluk
  • İştahsızlık ya da aşırı iştah
  • Huzursuzluk, sabırsızlık
  • İdrak zorluğu ve dikkat eksikliği
  • Kendini değersiz ve gereksiz olarak görme
  • Günlük aktivitelere karşı ilgisizlik

8-Doğumdan sonra cinsel ilişki:
Bu konudaki genel  kanı lohusalık dönemi olan doğum sonrası ilk 6 hafta boyunca sağlık nedenleri başta olmak üzere birçok faktör göz önüne alındığında cinsel ilişkiden sakınılması yönündedir. Bu şekilde daha sağlıklı bir şekilde yeniden cinsel yaşama geçilmesi sağlanacaktır. Lohusalık döneminde seks için kendilerini yeterince hazır hisseden çiftler sağlık durumlarını doktorları ile konsülte ederek uygun olduğu takdirde biraz daha erken cinsel yaşama dönebilirler.

9-Fazla Kilo:
Alınan kiloların doğumdan hemen sonra büyük kısmı gider. Normal sınırlarda kilo almış bir kadın,doğum sonrası en fazla 5 kilo fazlayla taburcu olur.

Lohusalık ve emzirme dönemleri bedeni baskılayıcı, sıkıntılı diyetler için uygun zamanlar değildir. Aslında hiç bir zaman hiç bir bünye için bu tür diyetler uygun değildir. Doğum sonrası normal kiloya dönme dengeli bir diyetle uzunca bir zamana yayılmalıdır.

Doğum sonrası psikolojisi

Doğum sonrası dönemde ani değişen hormon düzeyleri, yaşanan fiziksel ağrılar, yeterli uyuyamama gibi etkenler nedeniyle birçok anne ruhsal olarak etkilenmeye çok açıktır. Bu nedenle duygusal dalgalanmalar yaşayabilirsiniz. Yeni annelerin hemen hemen yarısı doğumdan sonraki ilk haftada ağlamaktan, mutsuzluktan,  heyecanlılıktan ve duygusal dalgalanmalarından yakınır. Bu bebek depresyonu nöbeti muhtemelen doğumdan sonra östrojen ve progesterondaki ani düşüşe bağlıdır ve genellikle ilk birkaç gün içinde geçer ancak bazı kadınlar ilk 6 hafta boyunca gidip geldiğini ifade ederler. Daha az sıklıkla görülen ve daha uzun süren, gerçek doğum sonrası depresyonudur. Bu depresyon hormon değişimleri ile açıklanabilmektedir.

Hormon salınımlarına duyarlılığın kadından kadına değişmesi, tüm kadınların doğumdan sonra aynı hormon düzey değişikliklerine sahip olsa da hepsinde ruh hali değişkenliği görülmemesinin sebebini kısmen açıklıyor. Depresyon, ayrıca, sütten kesilmeyle ilişkili hormonal değişikliklerle de tetiklenebilir.

Hamilelik sırasında ve doğum sonrasında ailenizden ve eşinizden gelecek her türlü destek bu psikolojik süreçlerin daha kolay atlatılmasına yardımcı olacaktır. Bu dönemlerde ayrıca profesyonel desteğe de ihtiyaç duyabilirsiniz böyle durumlarda çekinmeyin, bir uzmana danışın. Unutmayın sizin sağlığınız bebeğinizin sağlığı içinde önemlidir.

Doğum sonrası egzersiz
Bu egzersizler, gevşeyen kaslarınızın yeniden güçlenmesine ve vücudunuzun hamilelik öncesi zarif durumuna dönmesine yardımcı olacaktır. Egzersizlere her hareketi 6 kez tekrarlayarak başlayın ve günden güne artırarak 12’ye çıkarın.

1-Sırtüstü yere yatın, ayaklarınızı kalçanıza doğru çekin ve bu durumda kalçalarınız üzerinde sağa sola dönün. Arada bir bacaklarınızı uzatarak dinlenin. Bu egzersiz, belinizin incelmesini sağlayacaktır

2-Sırtüstü yere yatın ve kollarınızı yana doğru açın. Daha sonra kollarınızı çapraz olarak üst üste getirirken soluk verin. Ağır ağır indirirken ise derin bir soluk alın. Nefes alıp vermenizi ağır ağır ve kontrollü olarak yapmanız gerekir. Soluk verirken karın kaslarınızı içeri çekin. Bu hareket kan dolaşımınız için yararlıdır.

3-Sırtüstü yatın. Bir bacağınızı vücudunuzun üzerine doğru çekin, ellerinizle sıkıca kavrayarak göğsünüze yanaştırmaya çalışın. Kalça ve karın kaslarınızı gererek sırtınızın alt kısmını yere bastırın. Doğrulun, dinlenin. Hareketi diğer bacağınızla tekrarlayın.

4-Sırtüstü yere yatarak dizlerinizi kırın. Ayaklarınız yere basık ve kollarınız yana açık olsun.
Bu durumda vücudunuzu omuzlarınızla destekleyerek kalçanızı yerden yükseltmeye çalışın. Altıya kadar sayarak yüksekte tutun. Başlangıç pozisyonuna dönerek dinlenin.

5-Sırtüstü yere yatarak dizlerinizi kırın. Ayaklarınızı bitiştirin başınızı kaldırın ve belinizden itibaren vücudunuzu öne doğru eğin. Ellerinizle dizlerinize dokunurken karnınızı içeri çekin. Başınızı ve kollarınızı indirin.

6-Sırtüstü yere yatıp bacağınızı vücudunuzla dik açı oluşturana kadar kaldırın. Aynı hareketi diğer bacağınızla tekrarlayın. Kendinizi güçlü hissettiğiniz anda iki bacağınızı birden kaldırmaya çalışın.